Akdeniz’e Türk Mührü:
Rodos’un Fethi 20 Aralık 1522[1]
Rodos… Akdeniz’in Anadolu kıyılarına komşu ak
kayalardan gözlere yansıyan bir incidir. 1522’nin Haziran ayında, bu inci
tanesini Türk & İslam’ın gerdanlığına dahil etmek isteyen Muhteşem
Süleyman’ın ordusu Rodos’a çıkmıştır. Ey
Genç Arkadaş! Şimdi, bu kutlu fethin hikayesini, 503 sene sonra ecdada hayır
dualarıyla birlikte yeniden yâd edelim.
![]() |
| Rodos Kalesi ve kasabası |
Akdeniz’e Sürülen Tapınakçılar
Haçlıların İslam
topraklarına musallat olduğu zamanlardı. Kudüs esirdi ve kurtarılmalıydı. 1099
senesinde Müslümanlar için başlayan bu musibet yıllar, nihayetinde Suriye ve
Mısır’ı tek bir sancak altında toplayan Selahaddin Eyyubi komutasında sona erecekti.
Selahaddin evvela Filistin’i fethedecek, Haçlıları bozguna uğratacak, ardından Kudüs’te
çan sesi sükût edecek, minarelerin şerefelerinden ezan sesleri yeniden
yükselecekti. Miracın kalbi bu şehrin izzetini kurtaran İslam askeri Haçlıları kıyıya
sürecek, hak ile batılın mücadelesi Akdeniz’de devam edecekti. İlerleyen
yıllarda ise Filistin’e tekrar hücuma cüret eden Haçlı krallarını bin pişman
eden Selahaddin, Haçlı artıklarını, onlardan geriye kalan tapınak
şövalyeleri ismiyle nam salmış eşkıyaları Filistin’den tamamen söküp
atacaktı.
İslam tarihçilerinin İsbitâriyye
ismiyle zikrettikleri, işte bu güruhun mensupları, 1309 senesinde satırlarımıza
mevzu bahis olan Rodos Adası’na geldiler. Niyetleri; Kudüs’e, Hicaz’a, başka
İslam memleketlerine giden her bir Müslüman kafilesini durdurmak, onların
mallarını gasp etmek, maddi cephesi kuvvete izhar kimseler için ise fidye
almak, bu mümkün değilse de işkence edip öldürmekti. Yıllar geçiyor, tapınak
şövalyelerinin mekân bellediği Rodos’un namı, İstanbul’da, Osmanlı sultanlarının
sarayında icabına bakılması gereken bir mesele haline geliyor, planlar yapılıyordu.
81 Hektarlık Dev Kale
![]() |
| 18. yüzyılda Rodos surları |
Müslümanların başına
gelen birçok musibetin müsebbibi olan, Cem Sultan’ı Rodos’ta himaye edip
Türklere karşı koz olarak kullanan tapınak şövalyelerinin hakkında gelme işi,
Sultan Süleyman’a kalmıştı. Süleyman
Han, babası Yavuz’un Mısır’ı fethinden sonra Rodos’un ehemmiyetinin artık son
raddeye geldiğini görüyor, serasker ve diğer devlet adamlarıyla yaptığı
istişareler neticesinde sefere niyet ediyordu.
Tarihler 1522 yılının
Haziran ayını gösterdiğinde Parlak Mustafa Paşa kumandasındaki kalabalık
Osmanlı donanması Çanakkale Boğazı’nı aşıp Adalar Denizi’ne yelken açmıştı.
Haziran ayının sonlarına gelindiğinde ise Osmanlı güçleri Rodos ve etrafındaki
kaleleri kuşatmaya, asıl hesaplaşmanın vuku bulacağı Rodos Kalesi önlerinde
görülmeye başlamıştı. 26 Haziran’da 10 bin kişilik -ordunun asli kuvveti- artık
Rodos Kalesi önlerindeydi. Sultanın buyruğunu alan Osmanlı topçusu 81 hektarlık
devasa Rodos Kalesi’ni dövmeye başlamıştı.
Kalınlığı yer yer 8 ila
12 metreyi aşan surların topçu ateşi karşısındaki inanılmaz mukavemeti Osmanlı
saflarındaki saçı sakalı ağarmış kıta çavuşları dışında, acemi oğlanları
ümitsizliğe sevk etmişti. Ömrü hayatını seferden sefere harcayan dal kılıç yeniçeri
serdengeçtileri şöyle dediler: “Topçunun yaklaşamayacağı kadar ince bir
hesapla inşa edilmiş küffarın surları… Hendekler ki çok çetin çok derin… Gedik
açmak bir hayli zor ve uzun sürecek, velakin açılsa dahi arkasında kafirin inşa
ettiği ikinci bir sur var. Hatta ve hatta ikinci bir gedik var. Küffar sanki
bunları bilmiş, sanki bunları evvelden tahmin etmiş gibi… Bir de göğüslerine
geçirdikleri haç ile Hakk’a şirk koşan bu ehl-i salip ordusu surların üstünde
şeytani bir kendini beğenmişlikle avunuyor, korkan silahdaşını avutuyor. Ziyan
yok, köhne Roma’nın başşehri Kostantiniyye düştü, yedi düvel Frenk avenelerinin
müdafaaya kalkıştığı Belgrad düştü! Bu da düşecek lakin uzun sürecek.”
Tüm Avrupa Rodos’ta
Tapınakçılar öyle milletleri bir araya getirmişti ki ismi debdebe ile anılan nice Avrupalı silahşor, haçlı saflarında Osmanlı ordusuna karşı Rodos Kalesi’ni müdafaaya kalkışmıştı. İspanyol, İngiliz, Fransız, Alman ve İtalyanlara ait taburlar Rodos surlarında Osmanlı ordusunun karşısındaydı. Düşmanın komutasını Philippe Villiers de L'Isle-Adam isminde, Hristiyanların “üstad” namıyla dile getirdikleri haçlı kumandanı üstlenmişti. Kale savunulmalı, Türklere karşı son adama kadar savaşılmalıydı.
![]() |
| Haçlıların Kumandanı Philippe Villiers de L'Isle-Adam |
Güneş kıpkızıl bir ışıkla
günü aydınlatırken Rodos Kalesi cehennemi yaşıyor, Türk & İslam’ın teknik
kuvveti ve imanından aldığı karşı konulamaz bir irade ile Osmanlı ordusu harbin
son taarruzuna hazırlanıyordu. Haziran ayında kayaların üzerine oturmuş,
burçlarıyla çift kanatlı bir ejderhaya benzeyen Rodos Kalesi, Aralık ayında artık
terbiye edilmiş, surları delik deşik edilmiş, hali perişan bir şekilde
akıbetini bekliyordu. Türkler son taarruz için hazırdı!
![]() |
| Muhteşem Süleyman |
200 yıldır Akdeniz
kıyılarında korsanlık ve hırsızlıkla müthiş bir zenginlik elde eden, gözlerini
kan bürümüş bu zalimler yatağı, Sultan Süleyman’ın ibriğinden dökülen Gümüşsuyu
ile tertemiz hale geliyordu. Artık Rodos’ta
Türk hükmü altında huzura doğru 400 sene sürecek bir dönem başlıyordu.
Ey Genç Arkadaş! Rodos’a
git, gör, hisset. O surlar altında ila-yi kelimetullah davası için şehit olan
ecdadı hayır dualarıyla an. Kaybettiğimiz bu incinin, boynumuza şerefle
taktığımız kızıl elmanın gerdanlığını hatırla, hataları zihninden çıkarma. Kul olmaya
gayret et, kula kulluk edenlere buğz etmeye devam et.
[1] Bu yazı,
Aralık 2025’te Genç Motto dergisinin Motto Tarih kısmı için Ömer
Faruk Salar tarafından kaleme alınmıştır. Ömer Faruk Salar, kalemi mürekkebe
değmişlerden el almış davaya sahip çıkmaya gayret eden bir Türkçe
öğretmenidir.





