24 Mayıs 1040: Dandanakan Zaferi
Âlî Selçuk Tarih Sahnesinde – Büyük Selçuklu Devleti’nin Kuruluşu
![]() |
| Tuğrul Bey, kardeşi Çağrı Bey ile birlikte Selçuklu destanının başbuğları idi. Dedeleri Selçuk Gazi'nin izinde, Türk & İslam mefkuresinin peşinde, kızılelma için yürüdüler. |
Dandanakan, Türk
tarihinin mukaddimelerinden biridir. Devrin büyük kuvvetleri arasında sıkışıp
kalmış bir avuç Türk, şimdi cihanşümul bir devletin temellerini atmak üzere
harp meydanındadır. Baharın son demi mayıs ayı, hakkı olan hükümranlığı
hakkıyla alan Selçukluların bir bayramıdır. Haydi okuyalım Ey Genç Arkadaş, bu
şecaat dolu zaferin hikayesini.
Dandanakan, öyle bir
zaferdir ki, esasında bir araya gelmiş, getirilmiş, çetin topraklarda yaşamaya
mahkûm edilmiş bir milletin, “Yeter!” sözüdür, feryadıdır, hakkı olanı hakkıyla
aldığı bir zaferin adıdır. Selçuklu ailesinin başı olan Gazi Selçuk, babası
Dukak’ın soyuyla Oğuzlara mensup hakiki bir Türkmen cengaveridir. Dandanakan’a
giden yol; işte bu cengaverin hikayesiyle başlar. Peki; bu Gazi Selçuk ve
ailesi kimdir, mukavemetlerinin esası neyedir? Evvela bu bahsi bilmekle
Dandanakan’a giden yolun izini sürmek lazımdır.
Âlî Selçuk ve Gazneliler
Türklerin tarih
sahnesindeki perdelerini maziden atiye saymaya kalkışsak 3. perdeyi muhakkak ki
Selçuklularla yâd ederiz. İlk iki perde Türkistan’dan hususiyetle batıya doğru
genişlemiş lakin hakiki bir mefkure dairesinde teçhiz edilemediğinden geriye
kalan izleri silinip kaybolmuştur. Bu hakiki mefkureden kastımız elbette ki
Türklerin din-i mübin yani İslam’la müşerref ve İslam’ın bayraktarı olmasıdır.
3. perdenin sahibi ismiyle tarihte maruf olan Selçuklular, sahneye çıkmadan
evvel bir kuvvetle cedelleşecekti. Bu kuvveti, 3. perdenin 1. merhalesi diye
düşünmeli, Türk tarihinden gayrı bir yol olarak asla tasavvur etmemeliyiz.
Kaderin cilvesi, akıbetin tayini… Ne denirse hayırla densin ancak birbiriyle
harp etmiş dahi olsalar arkalarından ruhlarına her daim rahmet duaları edilsin…
İşte, bahsini açtığımız ve Selçukluların tarih sahnesine çıkmadan evvel harp
ettikleri bu kuvvet Gazne’deki Alp Tekin’in soyundan gelenlerdi. Türk soyundan
oldukları halde Hindistan’a gerçekleştirdikleri fetihlerle Gazneliler için
denilebilir ki onlar, 3. perdenin 1. merhalesidir.
Gaznelilerin sultanı, Sultan
Mahmud; büyük bir devlet adamı, İslam’ın kılıcı, halifeden aldığı meşruiyetle
ve fetihleriyle hakiki bir İslam kumandanı olduğunu ispat etmişti. Onun bu
merhalesinin arkasından gelen ve bizim 3. perde diye tasavvur ettiğimiz devrin
2. merhalesi de ne ilginçtir ki ona muhalif olan, Selçuklu ailesinin
yükselişidir.
![]() |
| Selçuklu Sancağı |
Ailesini Cend kasabasına
getirip obasını etraftan diğer Türk obalarıyla birleştirerek müşterek bir
kuvvet haline getiren Gazi Selçuk 100 yaşını aşmış bir pir-i fâni olarak 1007
senesinde vefat etmişti. Müslüman olduktan sonra evlatlarına da dininin gereği
olarak ilâ-i kelimetullah davası uğrunda savaşmayı, bu dairenin dışına katiyen
çıkmamayı nasihat eden Gazi Selçuk’un büyük oğlu Arslan Yabgu, büyük devlet
adamı, mahir siyasetçi Gazneli Mahmud’un davetlisi olarak Semerkant’ta
ağırlanacaktı. Arslan Yabgu babasının vefatının ardından artık obanın başıydı.
Türkmenler arkasındaydı. Bu müşterek kuvvet, etrafta hüküm süren diğer
hükümdarları endişeye sevk etmişti. Arslan Yabgu; Türkmenlerin kendisine
verdiği desteğin izzetiyle Semerkant’a, Gazneli Mahmud’un davetine icabet etti.
Semerkant’tan Kalincar’a
Semerkant’ta tertip
edilen şölene gelen Arslan Yabgu’ya hitaben Sultan Mahmud esasında merak ettiği
bir sualin cevabını alma maksadıyla söze başladı: “Gördüğünüz gibi biz çoğu
zaman Hind’e gaza yapmaya gideriz; Horasan, askerden ve savunmadan boş kalır.
Şayet bir düşman ortaya çıkar da nâibimiz (vekilimiz) sizden yardım isterse ne
kadar atlı kuvvet gönderebilirsiniz?” Gaznelinin bu suali sormasındaki
maksadı hiç şüphe yok ki Arslan Yabgu’nun arkasındaki gerçek Türk kuvvetinin ne
olduğunu anlamaktı. Arslan Yabgu, suale cevap vermek üzere adamlarından bir ok
aldı. Daha sonra oku işaret ederek -acı ki siyasetten yoksun bir cevapla- şöyle
mukabelede bulundu: “Bunu kendi boyuma -Kınık boyunu kastediyor- gönderirsem
10 bin atlı, -eline yine bir başka ok alarak- eğer bunu da Balhan Dağları’na
gönderirsem 100 bin atlı, -ve nihayet çıkardığı bir başka oku göstererek- bunu
da Türkistan’a gönderirsem 200 bin atlı gelir.” dedi. Sultan Mahmud, bu
yanıt karşısında parmağını ısırmış amma istediği cevabı da almıştı. Esasen hile
ile davet ettiği Selçukluların başını ve oğlu Kutalmış’ı tutuklatıp Horasan’a
çok uzak bir memleket olan Hindistan’daki Kalincar’a, müstahkem bir kaleye hapsetti.
1025 senesine tekabül eden bu olayla Selçuklular, başbuğlarını esaret altında
bırakarak Balhan Dağları’na sığınmak zorunda kaldılar. Arslan Yabgu ailesinden
çok uzaklarda, 7 yıl sürecek bir esaret altında, Kalincar Kalesi’nde, 1032
yılında vefat edecekti.
İki Yiğit Karındaş
Amcalarının akıbetini ibretle
gören Tuğrul ve Çağrı Beyler obalarına, mesuliyetleri altında olan insanların
canlarına ve mallarına kastedecek düşmanlara karşı ihtiyatla hareket ettiler.
Tuğrul ve Çağrı Beylerin ihtiyatlı hareketi esasında onların coğrafyaya hâkim
olmasıyla da izah edilebilir. Büyük kuvvetlerin; Gazneliler, Karahanlılar ve
Samanîler arasında sıkışıp kalmanın ne denli güç ve belalı neticeler ortaya
çıkardığını her ikisi de müşahede etmişti. Ehl-i basiret, bu topraklarda
özgürce yaşamanın bedellerini düşünüyor; Selçuklu başbuğları bir çıkış yolu
arıyordu.
![]() |
| Selçuklu süvarileri Gazne gulamlarının peşinde - Dandanakan Savaşı |
Yeni Bir Memleket Yolunda
Amcasının Kalincar’a,
esarete gönderilmesinden birkaç sene evvel Çağrı Bey kardeşinin de malumatı
dahilinde batıya, yanında en güvendiği alperenleri olduğu halde bir keşfe
çıktı. Nice yollar, sarp geçitler aşıldı. Üç bin Türk atlısının bu macera dolu
seyahati türlü tehlikelerden, badirelerden sonra nihayet Van Gölü civarına yetişmesiyle yeni bir noktaya ulaştı. Çağrı
Bey, Anadolu’nun kapısı mesabesindeki bu topraklarda kızılelma sevdasına
tutulmuştu. Türklerin kıyamete dek özgürce yaşayacağı o topraklar, işte bu
memleketti. Derhal geriye, Horasan’a döndü. Kardeşi Tuğrul Bey ile bu durumu
istişare etti. Nice tarihçi bu seyahatin menkıbevi bir mahiyet taşıdığını iddia
etse de ilerleyen yıllarda Selçuklu akınları Anadolu’nun doğusunda görülecek,
Selçuklu çift başlı kartal sancağı Ani Kalesi önlerinde dalgalanacaktı. Ama
evvela Horasan’da, Selçuklu istiklalini ve hatta mevcudiyetini tehdit eden,
büyük kuvvet Gazneli tehdidinin icabına bakılması gerekiyordu.
Önce Horasan Sonra
Kızılelma
Tarihler 1035 senesini
gösterdiğinde Selçuklular Gaznelilere karşı meşruiyet kazanacakları bir zafer
elde ettiler. Tarihe Nesâ Savaşı olarak geçen bu harbin neticesinde Gazneliler
ilk defa Selçukluları muhatap alıyor, yükselen bu kuvveti hem fiili hem de
resmi manada tanımış oluyorlardı. 3 yıl sonra yine Selçuklu sancakları zafer
nidalarıyla dalgalanıyor, Telhâb Zaferi ile Horasan’daki Gazne hükmü ortadan
kalkıyordu. Bu zaferler tarihçilerin kalemiyle tarih kitaplarına kaydedilirken
1030 senesinde büyük sultan Gazneli Mahmud vefat etmiş, yıllar evvel Gazneli
tacına konan devlet kuşu ortadan kaybolmuştu. Sonra uzaklardan bir haber geldi.
Haberi getiren bir kervancı, Dandanakan denen yerde, Çin diyarından gelen
tüccarları karşılayan bir kayalık üzerinde devlet kuşunu gördüklerini söyledi.
Ve evet! Devlet kuşu Gazne otağını terk etmiş, konacağı yeni tacın, yeni tahtın
ve yeni otağın Dandanakan’a geleceği günü beklemekteydi.
![]() |
| Selçuklu süvarileri |
Dandanakan’a Doğru
Sultan Mahmud’un oğlu
Mesud, kuvvetlerinin aldığı iki mağlubiyetin hesabını görmek üzere devasa bir
ordu ile harekete geçti. 70 bin süvari ve 30 bin piyadeden müteşekkil, devrinin
en üstün zırh ve gereçleriyle teçhiz edilmiş olduğu halde Selçuklular üzerine
yürüyen Gazne ordusunda, fil birlikleri dahi mevcuttu. Bu korkunç ordu 1039
senesinde Ulyaâbâd mevkiinde Türkmenlerle karşılaştı ve onları bozguna uğrattı.
Bu ilk savaş, Gaznelilerin maneviyatını yükseltti. Selçuklu kumandanları,
başbuğları Çağrı Bey’in liderliğinde, alelacele harbe hazırlık yapmaktaydı.
Lakin kuvvet dengesi büyük oranda Gaznelilerin lehine idi. Vaziyet, Selçuklular
cihetinden karanlıktı. Alperenler, başbuğları Çağrı Bey’e geri çekilmeyi telkin
etse de Çağrı Bey buna müsaade etmedi. İkinci karşılaşma Serahs Çölü’nde
gerçekleşti. 27 Haziran 1039 senesine denk gelen bu harbi de Sultan Mesud ezici
surette kazanmış görünüyordu.
Selçuklular ve Gazneliler
arasında gerçekleşen iki ciddi çatışmanın ardından bir muahede imza edildi.
Ancak bu, iki arslanın birbirini parçalamadan evvel aldıkları bir nefes gibi,
kısa sürecek bir ateşkesti. Gazne ordusu ne denli büyük ve korkunç olsa da
ovanın hâkimi, süratin mürâdifi Selçuklu kuvvetlerinin pes etmeye hiç mi hiç
niyeti yok idi. Ve nihayet Sultan Mesud son darbeyi vurmak üzere 16 Mayıs
1040’ta Merv’e doğru yola çıktı. Yol çetindi. Zira çöl güzergahını takip eden
mağrur Gazne ordusu, Selçukluların korkup kaçacağı fikrine kapılmıştı. Ne
gafilce bir hareket! Oysa Çağrı Bey, kumandanlarına kati emirler vererek geri
çekilmeyi kesinkes yasaklamış, ulaklar vasıtasıyla gönderilecek emirlerin
süratle icrasını emretmişti.
![]() |
| Dandanakan'da Gazne filleri Selçuklu süvarilerini hücum ediyor. |
Dandanakan Zaferi: 24 Mayıs 1040
Merv dışındaki çöl
güzergahını takip eden Gazne ordusu güney batıdaki Dandanakan Kalesi’ne
geldiğinde susuzluktan bitkin düşmüştü. En cengâver kuvvetlerin dahi susuzluk
karşısında bir pire yığını gibi darmadağın olacağını Sultan Mesud ve Gazneli
kumandanları akledememişti. İçlerine düştükleri gaflet ağı; onların gözlerini
kör etmiş, zihinlerini bulandırmıştı. Velhasıl kelam devlet kuşu çoktan Gazne
otağını terk etmişti.
Çağrı Bey’in geri çekilme
fikrini, niçin kesinlikle yasakladığını anlayan Selçuklu süvari kıtaları yarım
hilal düzeniyle yavaşça Gazne ordusuna yaklaşmaya başlamıştı. Bu hareket ki
yazımızın mukaddimesinde de bahsettiğimiz üzere 3. Türk perdesinin aralandığını
haber veriyordu. Borazanlar çalındı. Sancaklar rüzgâra karşı savruldu. Kılıçlar
kınlarından çıktı. Oklar temrenlerinden tutuldu. Yaylar kemankeşlerin ellerinde
gerildi. Türk’ün dava ortağı kıratlar şahlandı. Nallar toprağı paraladı.
Selçuklular disiplini bozulmuş, emir komuta zinciri ortadan kalkmış, su peşinde
perişan olmuş Gazne ordusuna dehşet veren bir taarruzla saldırıya geçti.
Bu dehşetengiz taarruz
karşısında paramparça olan Gazne kuvvetleri sağa sola yıkılan buğday başakları
gibi Selçuklu palaları altında can verdi. Devlet kuşu, artık konduğu otağın
tepesinde, hükümdarına güç ve azamet veriyordu. İşte, böyledir! Gafil olan
hükmü yitirir, akılla hareket edense muktedir olmaya namzettir. Dua olsun ki
Ey Genç Arkadaş, her daim akılla, izanla hareket edenlerden, ibret alanların
hikayesinden dem alalım, vesselam…







.png)
