30 Nisan 2026 Perşembe

Âlî Selçuk Tarih Sahnesinde: 1040 Dandanakan Zaferi

24 Mayıs 1040: Dandanakan Zaferi

Âlî Selçuk Tarih Sahnesinde – Büyük Selçuklu Devleti’nin Kuruluşu

Tuğrul Bey, kardeşi Çağrı Bey ile birlikte Selçuklu destanının başbuğları idi. 
Dedeleri Selçuk Gazi'nin izinde, Türk & İslam mefkuresinin peşinde, kızılelma için yürüdüler.


Dandanakan, Türk tarihinin mukaddimelerinden biridir. Devrin büyük kuvvetleri arasında sıkışıp kalmış bir avuç Türk, şimdi cihanşümul bir devletin temellerini atmak üzere harp meydanındadır. Baharın son demi mayıs ayı, hakkı olan hükümranlığı hakkıyla alan Selçukluların bir bayramıdır. Haydi okuyalım Ey Genç Arkadaş, bu şecaat dolu zaferin hikayesini.

Dandanakan, öyle bir zaferdir ki, esasında bir araya gelmiş, getirilmiş, çetin topraklarda yaşamaya mahkûm edilmiş bir milletin, “Yeter!” sözüdür, feryadıdır, hakkı olanı hakkıyla aldığı bir zaferin adıdır. Selçuklu ailesinin başı olan Gazi Selçuk, babası Dukak’ın soyuyla Oğuzlara mensup hakiki bir Türkmen cengaveridir. Dandanakan’a giden yol; işte bu cengaverin hikayesiyle başlar. Peki; bu Gazi Selçuk ve ailesi kimdir, mukavemetlerinin esası neyedir? Evvela bu bahsi bilmekle Dandanakan’a giden yolun izini sürmek lazımdır.

Âlî Selçuk ve Gazneliler

Türklerin tarih sahnesindeki perdelerini maziden atiye saymaya kalkışsak 3. perdeyi muhakkak ki Selçuklularla yâd ederiz. İlk iki perde Türkistan’dan hususiyetle batıya doğru genişlemiş lakin hakiki bir mefkure dairesinde teçhiz edilemediğinden geriye kalan izleri silinip kaybolmuştur. Bu hakiki mefkureden kastımız elbette ki Türklerin din-i mübin yani İslam’la müşerref ve İslam’ın bayraktarı olmasıdır. 3. perdenin sahibi ismiyle tarihte maruf olan Selçuklular, sahneye çıkmadan evvel bir kuvvetle cedelleşecekti. Bu kuvveti, 3. perdenin 1. merhalesi diye düşünmeli, Türk tarihinden gayrı bir yol olarak asla tasavvur etmemeliyiz. Kaderin cilvesi, akıbetin tayini… Ne denirse hayırla densin ancak birbiriyle harp etmiş dahi olsalar arkalarından ruhlarına her daim rahmet duaları edilsin… İşte, bahsini açtığımız ve Selçukluların tarih sahnesine çıkmadan evvel harp ettikleri bu kuvvet Gazne’deki Alp Tekin’in soyundan gelenlerdi. Türk soyundan oldukları halde Hindistan’a gerçekleştirdikleri fetihlerle Gazneliler için denilebilir ki onlar, 3. perdenin 1. merhalesidir.  

Gaznelilerin sultanı, Sultan Mahmud; büyük bir devlet adamı, İslam’ın kılıcı, halifeden aldığı meşruiyetle ve fetihleriyle hakiki bir İslam kumandanı olduğunu ispat etmişti. Onun bu merhalesinin arkasından gelen ve bizim 3. perde diye tasavvur ettiğimiz devrin 2. merhalesi de ne ilginçtir ki ona muhalif olan, Selçuklu ailesinin yükselişidir.

Selçuklu Sancağı
Gazi Selçuk’un Vefatı

Ailesini Cend kasabasına getirip obasını etraftan diğer Türk obalarıyla birleştirerek müşterek bir kuvvet haline getiren Gazi Selçuk 100 yaşını aşmış bir pir-i fâni olarak 1007 senesinde vefat etmişti. Müslüman olduktan sonra evlatlarına da dininin gereği olarak ilâ-i kelimetullah davası uğrunda savaşmayı, bu dairenin dışına katiyen çıkmamayı nasihat eden Gazi Selçuk’un büyük oğlu Arslan Yabgu, büyük devlet adamı, mahir siyasetçi Gazneli Mahmud’un davetlisi olarak Semerkant’ta ağırlanacaktı. Arslan Yabgu babasının vefatının ardından artık obanın başıydı. Türkmenler arkasındaydı. Bu müşterek kuvvet, etrafta hüküm süren diğer hükümdarları endişeye sevk etmişti. Arslan Yabgu; Türkmenlerin kendisine verdiği desteğin izzetiyle Semerkant’a, Gazneli Mahmud’un davetine icabet etti.

Semerkant’tan Kalincar’a

Semerkant’ta tertip edilen şölene gelen Arslan Yabgu’ya hitaben Sultan Mahmud esasında merak ettiği bir sualin cevabını alma maksadıyla söze başladı: “Gördüğünüz gibi biz çoğu zaman Hind’e gaza yapmaya gideriz; Horasan, askerden ve savunmadan boş kalır. Şayet bir düşman ortaya çıkar da nâibimiz (vekilimiz) sizden yardım isterse ne kadar atlı kuvvet gönderebilirsiniz?” Gaznelinin bu suali sormasındaki maksadı hiç şüphe yok ki Arslan Yabgu’nun arkasındaki gerçek Türk kuvvetinin ne olduğunu anlamaktı. Arslan Yabgu, suale cevap vermek üzere adamlarından bir ok aldı. Daha sonra oku işaret ederek -acı ki siyasetten yoksun bir cevapla- şöyle mukabelede bulundu: “Bunu kendi boyuma -Kınık boyunu kastediyor- gönderirsem 10 bin atlı, -eline yine bir başka ok alarak- eğer bunu da Balhan Dağları’na gönderirsem 100 bin atlı, -ve nihayet çıkardığı bir başka oku göstererek- bunu da Türkistan’a gönderirsem 200 bin atlı gelir.” dedi. Sultan Mahmud, bu yanıt karşısında parmağını ısırmış amma istediği cevabı da almıştı. Esasen hile ile davet ettiği Selçukluların başını ve oğlu Kutalmış’ı tutuklatıp Horasan’a çok uzak bir memleket olan Hindistan’daki Kalincar’a, müstahkem bir kaleye hapsetti. 1025 senesine tekabül eden bu olayla Selçuklular, başbuğlarını esaret altında bırakarak Balhan Dağları’na sığınmak zorunda kaldılar. Arslan Yabgu ailesinden çok uzaklarda, 7 yıl sürecek bir esaret altında, Kalincar Kalesi’nde, 1032 yılında vefat edecekti.

İki Yiğit Karındaş

Amcalarının akıbetini ibretle gören Tuğrul ve Çağrı Beyler obalarına, mesuliyetleri altında olan insanların canlarına ve mallarına kastedecek düşmanlara karşı ihtiyatla hareket ettiler. Tuğrul ve Çağrı Beylerin ihtiyatlı hareketi esasında onların coğrafyaya hâkim olmasıyla da izah edilebilir. Büyük kuvvetlerin; Gazneliler, Karahanlılar ve Samanîler arasında sıkışıp kalmanın ne denli güç ve belalı neticeler ortaya çıkardığını her ikisi de müşahede etmişti. Ehl-i basiret, bu topraklarda özgürce yaşamanın bedellerini düşünüyor; Selçuklu başbuğları bir çıkış yolu arıyordu.

Selçuklu süvarileri Gazne gulamlarının peşinde - Dandanakan Savaşı

Yeni Bir Memleket Yolunda

Amcasının Kalincar’a, esarete gönderilmesinden birkaç sene evvel Çağrı Bey kardeşinin de malumatı dahilinde batıya, yanında en güvendiği alperenleri olduğu halde bir keşfe çıktı. Nice yollar, sarp geçitler aşıldı. Üç bin Türk atlısının bu macera dolu seyahati türlü tehlikelerden, badirelerden sonra nihayet Van Gölü civarına  yetişmesiyle yeni bir noktaya ulaştı. Çağrı Bey, Anadolu’nun kapısı mesabesindeki bu topraklarda kızılelma sevdasına tutulmuştu. Türklerin kıyamete dek özgürce yaşayacağı o topraklar, işte bu memleketti. Derhal geriye, Horasan’a döndü. Kardeşi Tuğrul Bey ile bu durumu istişare etti. Nice tarihçi bu seyahatin menkıbevi bir mahiyet taşıdığını iddia etse de ilerleyen yıllarda Selçuklu akınları Anadolu’nun doğusunda görülecek, Selçuklu çift başlı kartal sancağı Ani Kalesi önlerinde dalgalanacaktı. Ama evvela Horasan’da, Selçuklu istiklalini ve hatta mevcudiyetini tehdit eden, büyük kuvvet Gazneli tehdidinin icabına bakılması gerekiyordu.

Önce Horasan Sonra Kızılelma

Tarihler 1035 senesini gösterdiğinde Selçuklular Gaznelilere karşı meşruiyet kazanacakları bir zafer elde ettiler. Tarihe Nesâ Savaşı olarak geçen bu harbin neticesinde Gazneliler ilk defa Selçukluları muhatap alıyor, yükselen bu kuvveti hem fiili hem de resmi manada tanımış oluyorlardı. 3 yıl sonra yine Selçuklu sancakları zafer nidalarıyla dalgalanıyor, Telhâb Zaferi ile Horasan’daki Gazne hükmü ortadan kalkıyordu. Bu zaferler tarihçilerin kalemiyle tarih kitaplarına kaydedilirken 1030 senesinde büyük sultan Gazneli Mahmud vefat etmiş, yıllar evvel Gazneli tacına konan devlet kuşu ortadan kaybolmuştu. Sonra uzaklardan bir haber geldi. Haberi getiren bir kervancı, Dandanakan denen yerde, Çin diyarından gelen tüccarları karşılayan bir kayalık üzerinde devlet kuşunu gördüklerini söyledi. Ve evet! Devlet kuşu Gazne otağını terk etmiş, konacağı yeni tacın, yeni tahtın ve yeni otağın Dandanakan’a geleceği günü beklemekteydi.

Selçuklu süvarileri

Dandanakan’a Doğru

Sultan Mahmud’un oğlu Mesud, kuvvetlerinin aldığı iki mağlubiyetin hesabını görmek üzere devasa bir ordu ile harekete geçti. 70 bin süvari ve 30 bin piyadeden müteşekkil, devrinin en üstün zırh ve gereçleriyle teçhiz edilmiş olduğu halde Selçuklular üzerine yürüyen Gazne ordusunda, fil birlikleri dahi mevcuttu. Bu korkunç ordu 1039 senesinde Ulyaâbâd mevkiinde Türkmenlerle karşılaştı ve onları bozguna uğrattı. Bu ilk savaş, Gaznelilerin maneviyatını yükseltti. Selçuklu kumandanları, başbuğları Çağrı Bey’in liderliğinde, alelacele harbe hazırlık yapmaktaydı. Lakin kuvvet dengesi büyük oranda Gaznelilerin lehine idi. Vaziyet, Selçuklular cihetinden karanlıktı. Alperenler, başbuğları Çağrı Bey’e geri çekilmeyi telkin etse de Çağrı Bey buna müsaade etmedi. İkinci karşılaşma Serahs Çölü’nde gerçekleşti. 27 Haziran 1039 senesine denk gelen bu harbi de Sultan Mesud ezici surette kazanmış görünüyordu.

Selçuklular ve Gazneliler arasında gerçekleşen iki ciddi çatışmanın ardından bir muahede imza edildi. Ancak bu, iki arslanın birbirini parçalamadan evvel aldıkları bir nefes gibi, kısa sürecek bir ateşkesti. Gazne ordusu ne denli büyük ve korkunç olsa da ovanın hâkimi, süratin mürâdifi Selçuklu kuvvetlerinin pes etmeye hiç mi hiç niyeti yok idi. Ve nihayet Sultan Mesud son darbeyi vurmak üzere 16 Mayıs 1040’ta Merv’e doğru yola çıktı. Yol çetindi. Zira çöl güzergahını takip eden mağrur Gazne ordusu, Selçukluların korkup kaçacağı fikrine kapılmıştı. Ne gafilce bir hareket! Oysa Çağrı Bey, kumandanlarına kati emirler vererek geri çekilmeyi kesinkes yasaklamış, ulaklar vasıtasıyla gönderilecek emirlerin süratle icrasını emretmişti.

Dandanakan'da Gazne filleri Selçuklu süvarilerini hücum ediyor.

Dandanakan Zaferi: 24 Mayıs 1040

Merv dışındaki çöl güzergahını takip eden Gazne ordusu güney batıdaki Dandanakan Kalesi’ne geldiğinde susuzluktan bitkin düşmüştü. En cengâver kuvvetlerin dahi susuzluk karşısında bir pire yığını gibi darmadağın olacağını Sultan Mesud ve Gazneli kumandanları akledememişti. İçlerine düştükleri gaflet ağı; onların gözlerini kör etmiş, zihinlerini bulandırmıştı. Velhasıl kelam devlet kuşu çoktan Gazne otağını terk etmişti.

Çağrı Bey’in geri çekilme fikrini, niçin kesinlikle yasakladığını anlayan Selçuklu süvari kıtaları yarım hilal düzeniyle yavaşça Gazne ordusuna yaklaşmaya başlamıştı. Bu hareket ki yazımızın mukaddimesinde de bahsettiğimiz üzere 3. Türk perdesinin aralandığını haber veriyordu. Borazanlar çalındı. Sancaklar rüzgâra karşı savruldu. Kılıçlar kınlarından çıktı. Oklar temrenlerinden tutuldu. Yaylar kemankeşlerin ellerinde gerildi. Türk’ün dava ortağı kıratlar şahlandı. Nallar toprağı paraladı. Selçuklular disiplini bozulmuş, emir komuta zinciri ortadan kalkmış, su peşinde perişan olmuş Gazne ordusuna dehşet veren bir taarruzla saldırıya geçti.

Bu dehşetengiz taarruz karşısında paramparça olan Gazne kuvvetleri sağa sola yıkılan buğday başakları gibi Selçuklu palaları altında can verdi. Devlet kuşu, artık konduğu otağın tepesinde, hükümdarına güç ve azamet veriyordu. İşte, böyledir! Gafil olan hükmü yitirir, akılla hareket edense muktedir olmaya namzettir. Dua olsun ki Ey Genç Arkadaş, her daim akılla, izanla hareket edenlerden, ibret alanların hikayesinden dem alalım, vesselam…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

  Bir Şehit Sultan: Abdülazîz Han Sultan Abdülazîz’in Şehadeti: 4 Haziran 1876 Şehit Sultan, Abdülazîz Han 4 Haziran… Hesabı verilmemiş ...